DENGİZEKLER AİLE TARİHİ

Üyelik Girişi
Takvim
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam18
Toplam Ziyaret65847
Saat

HASAN EFENDİ

HASAN EFENDİ 
 

 Eteği Dumanlı başı karlı

Dağlarda doğmuşum

Dağ çocuğuyum

Ben elleri toprak kokan bir babanın

Ve topraktan koparılmış

Canlı bir kaya gibi

Burcu burcu vatan kokan

Bir ananın oğluyum

Aile tarihimize Dengizek soyadına sahip ailelerin ortak atası olan Hasan efendi ile başlamak istiyorum. Yukarıya ona ait bir resim koyarak başlamış olmayı çok isterdim. Ancak ne yazıkki böyle bir resim elimde yok. Hasan efendiyi  hangi resim en iyi ifade edebilir diye düşündüm ve resim olarak Palandöken dağının görüntüsünden, tarif olarak Yavuz Bülent Bakiler in yukarıdaki dizelerinden daha uygununu bulamadım.

Hasan efendi Osmanlı imparatorluğunun en zor zamanlarında, 1876 yılında İsmail efendi ile Peruze hanımın oğlu olarak Korucuk köyünde dünyaya geldi. Hayatını tarım ve hayancılık yaparak geçiren Hasan efendi Erzurumlu Mütevekkilzadelerin kızı Fatma hanımla evlenmiş ve ondan Fahri, Haver, Gencağa, Celal, Nurettin ve Şerafettin adlarında 6 oğlu olmuştur.

Osmanlı ordusu 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinde Kars dan Erzuruma çekilirken  henüz bir yaşında olan Hasan efendinin babası İsmail efendi ve Korucuk köyü  halkı Deveboynu muharebeleri sırasında Ahmet Muhtar Paşayı kurmayları ile birlikte köyümüzde misafir etmiş, bu muharebede Erzurum halkı ile birlikte Osmanlı ordusuna tüm imkanları ile destek vermiş ve Rusların Erzuruma yönelik saldırılarının bir müddet için bile olsa deveboynunda durdurulabilmesine katkıda bulunmuşlardır.  Ancak  75.000 kişilik Rus ordusuna karşılık  Osmanlı ordusunun sadece 25.000 kişilik birr kuvvete sahip olması ve teçhizat bakımından kendisinden çok daha güçlü durumda olması nedeni ile Rus ordusu karşısında daha fazla dayanamamış ve Erzuruma çekilmek zorunda kalmıştır.

Erzuruma çekilen Ahmet Muhtar paşa Rus ordusunu Erzurum istihkamlarında karşılayıp karşılamamak hususunda mütereddit kalmıştır. Ahmet Muhtar Paşanın bu tereddütünü anlayan Erzurum halkı Arapzade Ali efendi başkanlığında bir heyet göndererek “Bizler vatanımızın müdaafası uğruna kanımızı, canımızı, hatta çoluk çocuğumuzu feda etmeye hazırız mesajını iletmiş ve Ahmet Muhtar paşayı halka zarar gelmemesi için Rusların şehirden uzakta bir yerde karşılanması fikrinden vazgeçirmişlerdir.

Erzurumu  kuşatan Rus ordusu o yıllarda Erzurumda yaşamakta olan çok sayıdaki Ermenilerin casusluk ve yol gösterme faaliyetleri nedeni ile Erzurumun kalesi konumundaki Aziziye tabyalarından ikisini içeriden ele geçirmeye muvaffak olmuş ve bu tabyalarda bulunan Osmanlı ordusunu son erine kadar kılıçtan geçirerek kalan Osmanlı ordusuna sessiz, hain bir tuzak hazırlamaya koyulmuşlardı.  Sabah namazında subayları ile Topdağı'na çıkan Ahmet Muhtar paşa tabyalardaki bu  sessizlikten şüphelenmiş ve dürbünle yaptığı dikkati gözlemlerden sonra hain tuzağı fark etmiştir.

Ahmet Muhtar paşa elde kalmış çok az sayıdaki asker ile Ruslara karşı koymanın imkansız olduğunu anlayınca minarelerden yapılan çağrılar ile Erzurum halkını savaşa davet etmiştir.

Bu davete Erzurum halkı ve civar köyler (Bu köylere Korucuk da dahil) canı gönülden icabet etmiş, kadın erkek, genç yaşlı ellerine geçirdikleri balta, kürek, bıçak, satır, nacak,  ne buldularsa  o silahlarla Kars kapısından Aziziye tabyalarına doğru hücuma geçmiş ve Rus ordusunu tabyalardan söküp atmıştır. Bu püskürtme hareketinde Erzurum halkından 500 kişi, askerlerden ise 1300 kişi şehit olmuştur.  Aziziye taarruzuna katılan çok sayıdaki kadınlardan biri olan 20 yaşlarındaki Çeperli köyünden Nene hatun bu mücadelenin sembol ismi olmuştur. Yan tarafta Nene Hatunun 1950 lerde çekilmiş resmine o günleri hatırası için yer verilmiştir.

 

Dünya tarihinde işgal ordularına karşı pek çok ülkede direniş hareketleri örgütlenmiş ve direnişler vur kaç taktikleri, sabotajlar, suikastler şeklinde gerçekleşmiştir. Ancak dünyanın hiçbir yerinde düzenli bir orduya karşı bir halkın top yekun olarak elinde bıçak, nacak ve baltalarla hücuma kalktığı görülmemiştir. Bu hücumda 27 yaşlarında olan İsmail efendi kardeşleri ile birlikte en ön saflarda yer almıştır.

Erzurum halkının Ahmet Muhtar paşa önderliğinde gerçekleştirdiği bu destanı daha geniş bir şekilde öğrenmek isteyen gençlerimize Ahmet Muhtar paşanın genel sekreteri konumundaki Erzurumlu Mehmet Arif beyin yazmış olduğu “Başımıza gelenler “ adlı kitabını okumalarını tavsiye ediyorum. Eğer bu kitap okunursa gençlerimiz vatan nedir, nasıl korunur, devlette ortaya çıkan zaaf ve suistimallerin bir orduyu, bir ülkeyi ne hazin sonuçlara sürükleyebildiğini, her şeye rağmen muhafaza edilen değerlerin nasıl bir avuç kahramanın fedakarlıkları ile mümkün olabildiğini anlama imkanına kavuşacaklardır.  
HASAN EFENDİNİN 1916-1918 YILLARINDA ESİR TUTULDUĞU AZİZİYE TABYALARI 

93 harbinden 38 yıl sonra Bırinci Dünya savaşının felaketli yıllarında Osmanlının balkan harbinde uğradığı ağır mağlubiyetinden sonra 1916 yılında Ruslar Erzurum üzerine tekrar yürüdüler.

Osmanlı ordusu Korucuk köyü yakınlarındaki Uzun Ahmet istihkamlarında var gücü ile direniyordu. Ancak sayı ve teçhizat yetersizdi. Çanakkaleden gelmesi gereken  destek kuvvetler bir türlü gelmiyordu. Erzurum valisi şehrin ileri gelenlerini toplayarak durumun vahametini anlattı ve Erzurum halkını tekrar vatan görevine çağırdı. Gençlerini Çanakkalede, Yemende  savaşa göndermiş olan 40 yaşın üstündeki Ezurum halkı Çifte minarelerdeki silah deposundan aldıkları çakar almaz tüfenk ve ve yüzellişer fişek ile taburlar halinde 38 yıl önceki gibi kars kapısından tabyalara yöneldiler.

Bu yaşlı yiğitler topluluğunun büyük kısmı o gün 16 Şubat 1916 da şehitlik mertebesine erişti, kalanlar ise tutsak edilerek Aziziye tabyalarında hapsedildi. 40 yaşlarındaki Hasan efendi de tutsak edilerek Aziziye tabyalarında götürülenler arasındaydı.

Bu felaket günlerinde Erzurum halkından varlıklı olanlar muhacir olarak batıya göç etmeye başladılar. Hasan efendinin büyük oğlu Fahri beyde varlıklı yakınlarımızdan biri ile birlikte batıya muhacir olarak gidenlerin arasına katıldı. Hasan efendinin tutsak olmasından sonra evin geçimini sağlamak ikinci oğul olan Haver efendinin sorumluluğuna geçti. 

Haver efendinin Aziziye tabyalarında tutsak olan babası Hasan efendiyi ziyarete giderken deve boynunda karşılaştığı Ermeniler tarafından uğradığı zulmü ve Ruslardan güç alarak gittikçe şımaran Ermenilere  karşı dayısı Hacı Galip efendinin önderliğinde giriştiği mücadeleyi Haver efendinin hayatı faslında anlatılacağımız için burada atlanmıştır.

Hasan efendinin hayatı bahsine onun fiziksek özellikleri hakkında duyduklarımı anlatarak son vereceğim. Ancak bu noktada bir duyuru yapmak istiyorum. Hasan efendiye ait hatırası olan tüm aile büyüklerimizden, özellikle Fahri, Gencağa ve Celal dedelerimizin oğul ve torunlarından ve halalarım Keriman. Nurhayat ve Sevinç hanımlardan hafızalarında kalmış tüm bilgileri mesaj kısmına yazarak bana göndermelerini rica ediyorum.

Hasan efendi kısa boylu olmasına rağmen geniş omuzlu, son dercede güçlü, kuvvetli dinç bir adammış. Halam Keriman hanımın anlattığına göre Hasan efendi Korucuk köyünden sabah namazında omuzuna attığı cakkıllarda (Omuzda iki adet bakraç veya kova taşımaya yarayan askılı omuz değneği)  2 adet 15 er kiloluk bakraçlar ile yola çıkar Deve boynu denilen aşırı dik  geçidi aşıp  Kuşluk vakti 18 kilometre mesafedeki Erzurumda yaşayan oğullarının evine yoğurt getirirmiş. Yaşllık günlerinde bir hiddet anında bir tekme ile ağılın duvarını yıktığı anlatılır.

Hasan efendi sima olarak küçük oğlu Celal dedemize çok benzermiş. Mavi gözlü, kumral bir adammış. Eğer sizlerden ona ait bir fotoğraf gönderilecek olursa daha sonra yayınlayabiliriz. Hasanefendi 1956 yılında 80 yaşında Korucukta vefat etmiştir. Mezarı Korucuk köyünde bulunmaktadır.